Da Sistam!

Çok eski zamanlarda Avuoblar adında bir millet varmış. Temel yaşamları avlanmak ve başka hiçbir şey yapmamaktan ibaretmiş. Onlar gibi olan eski milletler okyanusları aşıp diğer kıtalara geçmişken, Avuoblar bulundukları yerin bir yarımada mı yoksa bir dağ mı olduğundan dahi bihaberlermiş. Dediğim gibi sadece avlanmak konusunda çok iyilermiş. Ya bu mış miş ekleri beni yormaya başladı, izninizle di’li geçmiş zamana geçiyorum, saygılar. Ne diyorduk, Avuoblar avcılığın her türlüsünde çok iyilerdi. Evet onlar da denizin üzerinde gidebilecek araçlar yapmayı becermişlerdi ancak bu araçları sadece balık tutmak ve balıklara gelen kuşları avlayarak “çifte av” dedikleri hem havadan hem de denizden yürütülen bu özel aktivitede kullanırlardı. Barınmak için özel yapılar inşa etmediler. Hayvan derilerinden çadırlar yapar onlarda yaşarlardı. Balık pullarından asla küpe yapmadılar ve asla kabuklu deniz hayvanlarının kabuklarıyla sanat eseri üretme çabasına girmediler.
Avuoblar biraz izole takılıyorlardı açıkçası. O zamanlar en yakınlarından geçen ticaret yolunda kervanlar Avuboa yakınlarından geçerken durmaz, dinlenmez, son sürat yolculuklarına devam ederlerdi. Tüccarlar kendilerinden bir şey almayacaklarını bildikleri gibi ellerinde de genellikle hiçbir şey olmadığı için Avuobları ticaret açısından çok verimsiz görürlerdi. Bu özelliklerinden dolayı Avuoba hiçbir zaman istilaya tenezzül edilmemiş bir memleket olarak da tarihe geçmiştir. Hoş istila edilmeye çalışılsa belki de avlanmadıkları tek tür olan insan avında da başarılı olacak ve Dünya’ya hükmedeceklerdi ya, kim bilir? Bu millet hiçbir zaman bir tanrıya inanmadı. Hiçbir şekilde ibadetleri yoktu, hali hazırda çok iyi yaptıkları avcılığı dahi ibadet olarak görmüyorlardı. Çok fazla milletle içli dışlı olmadıkları için çevreden duyduklarına göre dinler sıfır tanrılı ve çok tanrılı olarak ikiye ayrılıyordu. Nerden geldiyse bir Yunanlı bunlara kendi tanrılarından ve efsanelerinden bahsetmiş, ancak Avuoblar bu duydukları olağanüstü hikayeleri çocuklarına masal olarak anlatmayı tercih etmişlerdi. Hiçbir zaman yazı ve matematik onlara ulaşmadı. Bu yüzden olaylar yaşanır ve çabucak unutur, efsaneleşirdi. Bu efsaneleşme süreci doğal bir dezenformasyondu tabii. Ancak yazıdan yoksun oldukları için tarihlerini kimse manipüle edememiştir. Matematik bilmedikleri için de Avuoblarda paylaşma ve saklama duygusu gelişmemişti ne yazık ki. Örneğin bir bozkırda gördükleri bizonların “şu kadarını avlayalım, kalanı da çoğalsın” mantığı gelişememiş veya “evimdeki etin 6’da da 1’ini bu kış saklasam” çözümleri türetilememiştir. Kendi aralarında bu durumlardan dolayı çok kavga çıkmış, hiçbir zaman adalet sağlanamamıştır. Neyse ki hiçbiri yazıya geçmemiş ve dolayısıyla hakkını savunabilen de çıkmamıştır.

Herhangi bir tanrıya tapmamalarına karşın karşılarına çıkan kötü sonuçlardan sorumlu tutabilecekleri bir varlık ürettiler sonunda, adını ise “Sistem Tanrısı” koydular. Evet adı tanrı idi sözde ama asla ona tapmazlar, asla adını saygıyla anmazlar ve asla ondan bir şey istemezlerdi. Karşılarına çıkan eften püften şeyleri hep ona yamarlar, günlerini gün ederlerdi. Örneğin evin en büyüğü sabahın köründe çekirge kapanını kurar ancak avlanacak olan çekirgeleri bir kuş sürüsü afiyetle tüketirse bunun sorumlusu Sistemdi. En iyi avcıları oluşturmak için sınavlar yapılırdı her yıl. Binlerce amatör avcı bu sınavlara girer ve çok küçük bir kısmı profesyonel avcılığa seçilirdi. Seçilemeyenlerin sorumlusu Sistemdi. Sürekli et yedikleri için insanların en büyük sorunu gut hastalığıydı. Avuoba’da herkes kocaman papuçlar giyer, kişilerin birbirlerinin ayak başparmağına basması hakaret sayılırdı. Bir çok kişi gut hastalığından kurtulmak için ayak başparmağını domuzlara yedirir ve o domuzu bir yıl besledikten sonra kesip yediklerinde ayak parmaklarının tekrar çıkacağına inanırlardı. Dahası bu inanç yüzyıllarca alıp başını gitmiş ve şu anda hala bazı milletler tarafından başka amaçlarla tedavi olarak kullanılmaktadır. Bazı milletlerse bunun iyi bir işkence metodu olduğunu fark ederek adlarını tarihe yazdırdılar. Avuoblar için gut hastalığının da sorumlusu Sistemdi.

En önemli küfürleri “Da Sistam!” yani “Hay bu sistemin aq!”dı. Yolda tökezleseler “Da Sistam!”, çiftleşmek istedikleri attan çifte yeseler, Avoublar arasında pek yaygın bir gelenekti, yine “Da Sistam!”, üç renkten et yemiş bir kişi geğirdiğinde yine “Da Sistam!” derlerdi. Sistem Tanrısı onların nefret ettiği bir olgu olmakla beraber, onsuz da yaşayamayacakları bir gerçek haline gelmişti. Kendi ürettikleri ve nefretle besledikleri bu olgu zamanla büyüyerek Avuobların yaşama maksadının ötesine geçmişti. Tabii zaman geçtikçe Sistem Tanrısı’na sempati duyanlar da çıkmaya başladı, ki bunu gerçek Avuoblar asla kabul etmediler. Bu tür insanları silahsız aslan avına çıkarıp bir nevi idam ettiler. Kendi vatandaşları öldükçe yine “Da Sistam!” dediler. Bir yüzyıl da kendi içlerindeki çekişmelerle ve idamlarla geçtikten sonra geriye kalan son Avuob da Sistem Tanrısına sempati duyduğunu hissedince iri yapılı bir gergedanın kıçına şaplak vurmak suretiyle kederli yaşantısına son verdi. Her sorunun kaynağı olarak bildikleri Sistem Tanrısı da onlarla birlikte yok oldu ve Avuoblar kendi nefretleriyle yok olan bir millet olarak tarihe geçtiler.

17.12.2011

Reklamlar