Sinema Hakkında

SinemaSinemanın kendine has bir sanat olduğundan bahsediyor konuşmacı. Tabii ben o sırada kürsüde kaç oyuk olduğunu saymakla meşgulüm. Ortaya kadar geldiğimde dikkatim dağılıyor ve sayamıyorum. Astigmat mıyım nedir? Konuşmacı konuşmasına devam ediyor. “Çünkü, sinema sanatın kolajıdır. Her türden sanata kollarını açar. Çeşitlidir, değişkendir, akılcıdır…” Bunları söylerken acaba söylediği her bir şeyi düşünüyor mu, diye aklımdan geçiriyorum. Kim bilir daha başka kaç kişi bu saydığı şeyleri arka arkaya sıralamıştır. “Ama!” diyor, “Diğer sanat dallarından çok daha üstün olduğu bir alan var: Gerçekçilik!” Bu gerçek olamaz, diyorum yine kendi kendime. Aah, bu sefer saydım. On yedi oyuk var kürsüde. “Tamamen gerçek olduğunu iddia etmiyorum. Sanat zaten gerçek olamaz. Sadece gerçeğe yakınlaşır. İşte sinema bu yakınlaşmanın en iyi görüldüğü sanat dalı.” İyi de neden on yedi? Kim düşünmüş on yedi oyuk açmayı? “Bugün her bireyin mimiklerinin, jestlerinin, konuşma tarzlarının aktörlerinkinden farksız olduğunu görmekteyim. Kısık gözlerle çevreye göz gezdirmeler, kulağı kaşımalar, yerinde olmayan sert çıkışlar…” Çıkışı bulmalıyım bu adam beni öldürecek. “Herkes birer aktör olmuş adeta. Ancak bunda bireyin suçu olmadığını içtenlikle belirteyim.” Kimin suçu peki? “Aslında suçu bir kişiye, bir gruba yüklemek de hata olur. Dışarı çıkıyorsunuz arabanızla. Radyodan birileri sizi espri yağmuruna tutuyor. Harika! Eğleniyorsunuz, güzel… Sonra reklam arası giriyor başka birisi onların ürünlerini kullanırsanız daha güvende olacağınızı söylüyor. Radyoyu kapatıyorsunuz bu sefer billboardlar size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.” Şükür arabam yok. Yoksa bir sürü şeyle uğraş dur. “Otobüse binersiniz durum pek farklı değildir. Eve gelirsiniz televizyonu açarsınız üç kişi oturmuş, hadi toplumun aklını bulandıralım muhabbeti çeviriyorlardır.” Sen de benim aklımı bulandırıyorsun. “Şunu söylemeye çalışıyorum. Bahsettiğim şeylerin hepsi sizler için kurgulanmış şeyler. Reklam panosunda, “Ben buna değerim.” diyen hanımefendi esasında erkek arkadaşından tokat yemiştir önceki gece. Oysa buna değer miydi? Ama değer! Çünkü kurgulanmış, ambalajlanmış bir ürünü sizlere sunmamız gerekiyor. Ürünümüz görsel olduğu için tokat izini fondötenle örteriz, sorun değil.” İş iyice karıştı, ben en iyisi salondaki koltukları sayayım. Bin kişi alır bu salon bence. “Televizyon dizileri, programları, haberleri, radyo programları, gazeteler, köşe yazarları… Hepsi filmin kahramanları… Sizlerin iki saat ilgisini kazanabilmek için her şeyi yaparlar. Ancak jenerikten sonra kaybolup giderler. Çünkü gerçek değiller. Gerçek olan, sizlersiniz!” Çok sağol! Sen söylemesen ben bir yerimi çimdikleyecektim az kalsın. Yan yana elli altı koltuk var. “Gerçek olduğunuz için bu saydıklarıma fiziksel bağlılığınız var. Bırakamıyorsunuz. Bunlardan vazgeçmeyi kapalı kutuya girmekle bir tutuyorsunuz. Bayanlar, baylar… Çağımızın en bağımlılık yapan maddesiyle karşı karşıyasınız. Üstelik legal. Tıpkı sigara gibi.” Nasıl bağlayacak merak ediyorum, çok dağıttı konuyu. Arkaya doğru da on sekiz sıra var. “Ancak dostlarım! Sinema sizi aldatmaz! Sinema sizi bağımlı yapmaz! Sinema size “previously on hede hödö” demez! Oyalamaz! Sinema samimidir ve saydıklarımdan çok daha yakındır size. Bir dost gibi… Aklınızı bulandırmaz. Her yönüyle güzeldir, estetiktir, büyüleyicidir. Ancak… Sinema da bir kurgudur.” Elli altı çarpı on sekiz eşittir… “Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim!” Bin sekiz! İşte bu, aklın yolu bir!

15.04.2007

Reklamlar