Tombow

Fujika adlı kıytırık bi kalemim vardı ilkokulda. Aslında kullandığım ilk uçlu kalemimdi bu. İlk uçlu kalemim olmasına rağmen uyuz oluyordum bu kaleme. Babamın Bakırköy Beyaz Adam’dan aldığı bu uyduruk şey, tahta kalemleri arattırıyordu bana. Biraz paragrafın anlam bütünlüğünü bozalım dilerseniz. İlkokulu okuduğum okul hakkında biraz bilgi vermek gerekirse, sınıfların tabanı tahta ile kaplıydı ve bu tahtalara düzenli olarak zift dökülürdü. Bu yüzden okulumuz 7/24 kazan dairesi gibi kokardı. Bu önemsiz bir ayrıntı, ama esas olan şey ise sınıfın tabanındaki tahtalar arasında bir parmaklık açıklık olmasıydı.

Günün birinde bu kalem benden o derece sıkılmış olacak ki, elimden kayıp o tahtaların arasından özgürlüğüne kavuştu. Gitmişti Fujika. Artık elimde tutsak değildi. Ama kahrolasıca kalem bu sefer okulun tutsağı olmuştu. Kaleme o kadar da uyuz olmadığımı, içimden gelen “cızzz” sesini duyduğumda anladım. Harbi çok koymuştu. Hocanın ders anlatmasına aldırış etmeden eğilip kalemin girdiği aralıktan aşağıya baktım, bir de hocadan azar işttim üstelik. Ha pardon öğretmendi onun adı o zamanlar.

Tenefüs olunca ilkokul arkadaşlarımın da bana katılmasıyla bir kalem kurtarma çalışması başlattık. Önce iple kurtarmaya çalıştık, olmadı. Sonra içeri çubuk felan soktuk ama tahta zeminden aşağıya en az bir karış mesafe vardı. Ancak biraz dikkatli aşağıya baktığımızdaysa fark ettik ki, sınıfımızın altında bir hazine varmış. Evet! Silgiler, kalemtraşlar, kalemler ve envai çeşit kırtasiye ürünleri… Tabii bu keşfimiz benim kederimi dindirememişti. Ben hala o kıytırık Fujika kalemin yasını tutmaktaydım. Arkadaşlardan biri “yarın mıknatıs getireyim, onu ipe bağlarız mıknatısa yapışır çekeriz” diye çılgınca bir fikir ortaya atmıştı. Ona aldırmayacak kadar üzgünmüşüm, şimdi fark ettim. Aslında güzel fikirmiş bak.

Ancak tam o sırada, o hüzünlü anımda beni ferahlatacak bir şey dikkatimi çekti. Tahtalar arasındaki açıklıktan ışıldıyordu. Yüzümde yavaş bir gülümseme belirdi. Bu sıfır kilometre bembeyaz bir Tombow kalemdi. O da yıllar önce benim gibi birinin ellerinden kurtularak “tutsaklığa” havalanmıştı. Tabii o zaman düşüncelerimin arasına bir önceki cümle gibi soyut şeyler sıkıştıramıyordum. Düşüncelerim direkt hedefe yönelikti. Bu kalemi abilerim ablalarımda görüyordum. En önemli esprisi, kalemin üstündeki dönen bir mekanizma ile taktığın ucu kalem üzerinde gösterebilmendi. 2B, B, HB… Tabii çocuk kafasıyla bunu şöyle yorumlamıştım; o mekanizma sayesinde kaleme hangi ucu koyarsan koy istediğin koyulukta yazı yazman mümkündü. İşte bundan dolayı o kaleme karşı derin bir arzu doğdu içimde. Ancak o zaman arkadaşların benim kalemimi kurtarma çalışmaları önem kazandı. Almışken onu da alırız, diyordum. Çok heyecanlanmıştım.

Bu hüzün – mutluluk çalkantısı yaşadığım günün ardından ertesi gün tekrar okula geldiğimde beni bir sürpriz bekliyordu. Pek sevgili Yaşar öğretmenim benim önceki gün yaşadığım kalem travması’ndan çok etkilenmiş ve hemen o günün sabahı tahtaların aralarına çıtalar yerleştirerek aralıkları sonsuza dek kapatmıştı. Ne Fujika kalemi, ne de Tombow kalemi bir daha görememem demekti bu. Üstelik oradan çıkarılacak silgiler bize bir hafta yeterdi. Aslında bir sezon da yeterdi ama silgiyle maç yapıyorduk o yüzden çabuk bitiyordu silgilerimiz, daha doğrusu kayboluyordu. Bu arada, bir silgiyi bitirebileniniz var mı? Neyse, o kalemleri bir daha göremedim. Muhtemelen hala Bakırköy ilköğretim okulunun 130 yıllık binasının 2. katının merdivenden çıkınca arkada sağda kalan sınıfının tabanında beni beklemektedir. Aslında sınıfta nerede olduğunu da söylerdim ama gidip çıkarırsınız diye söylemiyorum sevgili okur kusura bakma. Bu korkunç günleri kısa sürede geride bıraktım neyse ki.

Bu olaydan yıllar sonra, büyüyüp yazı yazmaya başladığımda, hatta dört işlemi aklımdan yaptığımda yani 5. sınıfa geçtiğimde artık o günler çok geride kalmıştı. Aslında sadece 4 yıl geçmiş. Ve bir Tombow kalemim vardı. Bordo renkliydi ama bu seferki. Ve kalemin üzerindeki mekanizmanın ucu değiştirmediğine iyice kanaat getirmiştim. Beraber eğitim hayatımın en önemsiz yıllarını bir harita metod defterine aktarıp durdum. Hanife Hoca’dan tokat yediğimde cebimden fırlamasının dışında büyük bir ayrılık yaşamadım Tombow kalemimle. Kim bilirdi aramızdaki bu güzel ilişkinin bir Rotring tarafından bozulacağını.

Seni seviyorum Tombow. Hala…

25.09.2007

Reklamlar